"On beş dakika görüşebilir miyiz?" mesajı masum görünüyor. Kısa bir soru, kısa bir cevap. Ama aynı hafta içinde dört tane gelince, kaybettiğin şey bir saat değil.
Kısa görüşmenin ücretlendirilip ücretlendirilmeyeceği süresiyle değil, içinde ne olduğuyla ilgili.
On beş dakikanın gerçek maliyeti
Bir görüşme takvimde on beş dakika yer kaplıyor ama günden aldığı zaman bundan fazla.
Öncesinde kim olduğunu hatırlaman, varsa önceki yazışmayı okuman gerekiyor. Görüşme sırasında tam dikkatini veriyorsun. Sonrasında ise zihnin bir süre daha o konuda kalıyor; asıl işine dönmek anlık olmuyor.
Bir de yerleşim sorunu var. On beş dakikalık bir görüşme, iki saatlik bir çalışma bloğunun ortasına düştüğünde o bloğu ikiye bölüyor. Geriye kalan iki parça, toplamı aynı olsa da aynı işi görmüyor. Haftalık müsaitliğini kurgularken bu yüzden süreye değil yerleşime bakmak gerekiyor.
Ücretsiz kalması mantıklı olan durum
Kısa görüşme bir pazarlama aracıysa ücretsiz kalabilir.
Karşı taraf seni tanımıyorsa ve uzun soluklu bir çalışma düşünüyorsa, on beş dakika sesini duymak istemesi makul. Bu görüşmede hizmet vermiyorsun, kendini tanıtıyorsun. Sonunda karşı taraf uygulayabileceği bir bilgiyle ayrılmıyor.
Ölçüsü basit: bu görüşmelerin kaçta kaçı devam eden bir çalışmaya dönüyor? On görüşmeden altısı devam ediyorsa bu bir pazarlama gideri. Onda biri devam ediyorsa haftanın bir dilimini karşılıksız çalışıyorsun demektir. Bu ayrımın uzun hâli ilk görüşme ücretsiz olmalı mı yazısında duruyor.
Ücretlendirilmesi gereken durum
Görüşmenin sonunda karşı taraf bir karara varmışsa, bir yöne işaret edilmişse ya da uygulayabileceği bir şey öğrenmişse, o görüşme tanışma değildi.
Şunlar bu tarafta kalıyor:
İkinci görüş. Kişi zaten bir yol biliyor, senden teyit ya da itiraz istiyor. Cevabın kısa olması, ona ulaşman için geçen yılları kısaltmıyor.
Belirli bir soruna hızlı bakış. Bir sözleşme maddesi, bir beslenme planındaki hata, bir sunumun yapısı. On beş dakikada söylediğin şey, kişinin haftalarca deneme yanılmayla bulacağı şey.
Yön tayini. "Benim durumumda nereden başlamalıyım" sorusu. Cevap kısa ama sonuç, kişinin sonraki altı ayını belirliyor.
Bu görüşmelerde sorunun kısa olması cevabın kısa olduğu anlamına gelmiyor.
Fiyatı nasıl kurarsın
En yaygın hata, saatlik ücreti dörde bölmek. On beş dakika saatin dörtte biri olduğu için ücret de dörtte bir oluyor.
Bu hesap sürenin maliyetini yansıtıyor ama hazırlığı, bağlam değiştirmeyi ve takvimdeki bölünmeyi yansıtmıyor. Kısa görüşmenin dakika başına maliyeti, uzun görüşmeden yüksek.
Daha sağlam bir başlangıç: kısa görüşmeyi saatlik ücretin üçte biri civarında tutmak. Otuz dakikalık görüşmen için belirlediğin ücretin biraz altında, dörtte birinin belirgin şekilde üstünde bir yerde. Kapasiteden başlayan hesabın tamamı seans ücretini nasıl belirlersin yazısında.
Bir de alt sınır meselesi var. Çok düşük bir rakam, ücretlendirmenin caydırıcı işlevini de ortadan kaldırıyor. Amaç kişiyi engellemek değil ama randevunun bir karşılığı olduğunu göstermek.
Ücret istemenin dili
Asıl zorluk fiyatı belirlemek değil, söylemek.
"Bunun için ücret alıyorum" cümlesini kurmak, ilişkinin ortasında rahatsız edici oluyor. Bu yüzden çoğu kişi ya ücretsiz veriyor ya da mesajı yanıtsız bırakıyor.
Bunu çözmenin en sade yolu, ücreti sen söylememek. Randevu sayfanda hizmetin, süresi ve ücreti yazılı duruyorsa, karşı taraf soruyu sana sormadan cevabını görüyor. Konuşma "ne kadar" ile başlamıyor, "hangi saat" ile başlıyor.
Bu, WhatsApp üzerinden randevu almanın en çok yorduğu noktalardan biri.
Takvy bu konuda ne yapıyor
Takvy'de görüşme süresi olarak on beş, otuz, kırk beş veya altmış dakika tanımlayabiliyorsun. Her birinin ücretini ayrı ayrı belirliyorsun, yani kısa görüşmenin fiyatı uzun görüşmenin oranı olmak zorunda değil.
Sayfanda hizmetlerin süreleriyle ve ücretleriyle yan yana görünüyor. Karşı taraf hangisini istediğini seçiyor, ücretini randevu alırken ödüyor, randevu Google Takvimine Meet bağlantısıyla düşüyor.
Kısa bir tanışma görüşmesini ücretsiz tutmak istiyorsan onu Takvy dışında yürütüp ücretli görüşmelerini buradan alabilirsin.